AUSCHWITZ
Bilenler bilir. Auschwitz yahudilerin naziler tarafından katledildikleri Polonya”daki kampın adıdır. Polonya günümüzde Auschwitz’i müze olarak düzenlemiştir. Girişinde “Arbeit Macht Frei” yazar. Yani “Çalışmak özgür yapar”. Görünüşte güzel olan söz 1.5 milyon insanın (bazı kaynaklara göre 2 milyon) öldürüldüğü, özelliklede öncelikle çalışmayan yada çalışamayanların öldürüldüğü bir kampın kapısında yazınca insan bir tuhaf oluyor.
Almanlar Hitler’in yaptığı soykırım için her fırsatta özür diliyorlar. Elbetteki ölen 1.5 milyon insanın yakınlarının bu özürlerle acıları hafiflemiyor. Ancak bu özürler ve ardından gelen gelişmeler Alman Hükümetine çok pahalıya mal olmuş durumda.
Yahudi toplumu öldürülen her bir yahudiyle ilgili yıllardır tazminat davaları açıyor. Açılan davalar sonucunda genellikle Alman Hükümeti tazminata mahkum oluyor. Konuyla ilgili Yenişafak gazetesinde (http://yenisafak.com.tr/Dunya/?t=23.11.2007&i=83543) “İsrail Yahudi Soykırımı Kurbanları Çatı Örgütü Genel Sekreteri Noach Flug, Almanya'nın bu zamana kadar ödediği tazminat miktarının yeterli olmadığını, Almanya'nın Lüksemburg Telafi Anlaşması'ndan bu yana ödediği 60 milyar Euro'nun soykırım suçunun yanında çok hafif kaldığını söylemişti.” deniyor.
Konu halen güncelliğini koruyor. İsrail Hükümeti tazminatların bir bedeli olarak son dönemdeki borçlarının silinmesini istiyor.
Bütün bunları şunun için anlatıyorum. Alman Hükümetinin inkar edilemeyecek delillerle sabit yahudi soykırımını kabul etmekten başka şansı yoktu. Auschwitz’te hala dehşet verici çığlıklarını içinizde hissedebileceğiniz bu soykırımın bedeli ödemekle bitmez. Lüksemburg Telafi Anlaşması sonucu milyarlarca euro ödensede Yahudi toplumu bu tazminatın peşini bırakmayacaktır. Günümüz İsrail devletinin Yahudilerin satın aldığı topraklarla kurulduğu gerçeğini unutmamak gerekir. Tamamen olmasada tazminat bedellerinin İsrail Devletinin finansında kullanıldığı fikrimi muhafaza ediyorum.
Soykırımla ilgili olmasa bile başka bir örnek daha vermek istiyorum. Kıbrıs harekatı sonrası Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumlar evlerini ve diğer mülklerini terketmişlerdi. Bu mülklerle ilgili Rumların açtığı davalar Rumlar lehine sonuçlanınca emsal teşkil etmiş ve yeni davaların önü açılmıştı. Harekatı yapan Türkiye Cumhuriyeti yüklü miktarlarda tazminat ödemeye mahkum olmuştu. Olmayada devam edecektir.
Gelelim sözde Ermeni soykırımına. Bilim adamları ve tarihçiler soykırımın kabulü halinde bile bu tip tazminatların söz konusu olamayacağını söylemektedirler. Ama ben iddia ediyorum. “Özür diliyorum” kampanyası gibi çeşitli girişimlerin sonucunda hazırlanmaya çalışılan ortam budur. Ermeni Diasporasının hedeflerinden biri de tazminat anlamında toprak hibesidir. Sözde soykırımın gerçekleştiği iddia edilen dönemde Ermeni vatandaşlarımızın yoğunlukla yaşadığı bölgelerden Ermenistan’a sınırı olan bazı yerlerin Ermenistan’a devri isteği yüksek sesle dile getirilecektir.
Uluslararası ilişkilerde herşey ak veya kara değildir. Ara renkler çok fazladır. Gazetelerde bir haber dikkatimi çekti. “Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan 20 yıl önce Ermenistan’da gerçekleşmiş depremde Türkiye’nin yardımlarından dolayı teşekkür etti.” Haberde Sarkisyan’ın ağzından mesaj şöyle aktarıldı. “İnsani davranışların her zaman hatırlanacağından, nezaketi artıracağından ve dünyayı aydınlatacağından eminiz. En derin saygılarımla.” Meşhur “Özür dileme” tartışmalarının hemen akabinde gelen bu açıklama çok manidardır. Üzerinde düşünmek gerekir.
Tüm bunları varolan bir tartışmanın ve yaşanan sorunların varlığı nedeniyle yazıyorum. Aslında böyle tartışmaların olmadığı bir dünyayı hayal ediyorum. Böylesi tartışmaları açanların itibar görmediğini düşlüyorum. Türkiye’nin; Cumhurbaşkanına dahi DNA testi yapılarak kafatası avcılığı yapılmaya çalışıldığı bir ülkede olmasını istemiyorum.
Yavuz Donat’ın Sabah Gazetesinde 24 Aralık 2008 tarihinde yayınlanan bir yazısından bir alıntıyla yazımı tamamlamak istiyorum.
http://arsiv.sabah.com.tr/2008/12/24/haber,A7C40C6D1CA041C0BF6745DB39BA3C74.html
Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü'nde Atatürk'ü ziyaret etmiş:
- Hayırdır İsmet... Habersiz geldin.
- Paşam, azınlıklar meselesi... Konuyu Meclis'e getireceğiz... Ne diyorsunuz?
- İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım.
İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış:
- Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın... Derhal.
İsmet Paşa sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş:
- Ne oldu böyle?
- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük.
Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş:
- Paşam, bahçenin durumu nedir?
- Azınlıkları söküp attım İsmet.
İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş:
Atatürk:
- İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü boş yere söylemedim... Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı... Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun çıkarılmasın.
Özgür Barış ALDEMİR
21 Mart 2010 Pazar
KOMPLO TEORİLERİM 4
Etiketler:
armenian,
armenian genocide,
auschwitz,
ermeni,
ermeni yasa tasarısı,
komplo,
komplo teorisi,
nazi,
özgür barış aldemir,
soykırım,
sözde,
tehcir,
teori,
yahudi,
Yargı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder